Tüketicinin Korunması kavramı, endüstri, sanayi, bilişim vb. gibi gelişiminin toplumsal bir sonucu olarak her geçen gün daha önemli hale gelmektedir. Bununla birlikte olarak Türk Hukukunda 23.2.1995 tarihinde 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun yürürlüğe girmiştir. Ayrıca, söz konusu Kanunun uygulanabilirlik alanını arttırmayı sağlamak amacıyla kanuna paralel olarak pek çok tebliğ ve yönetmelik çıkarılmıştır. Bu sayede, tüketici hukuku Türkiye’de önemli bir gelişme göstererek epey bir yol kat etmiştir.

Tüketicilerin korunmasının iki boyutu vardır. Bunlardan birinci boyutu, tüketicinin ürün güvenliği açısından korunması olarak belirlenmiştir. Tüketicinin korunması fikrinin ana çıkış noktası tüketicinin aldığı ürün veya hizmetin kalite ve sunum yönünden belli standartlar çerçevesinde korunarak barındırılmasıdır. Bu tüketicilerin, krediler bakımından korunması fikrinden daha eskiye dayanmaktadır. Kanunen zayıf olan tüketicilerin tek tek haklarını savunmalarına nazaran, güçlü ve örgütlü olan kuruluşlara karşı korunması amacıyla ortaya çıkmıştır.

Tüketicinin korunmasının ikinci boyutu, tüketicinin belirli bir ürün veya hizmeti tüketmek amacıyla kredi veren kuruluşlardan aldığı kredinin koşulları ve değişken faiz şartları altında tüketici bakımından korunmasıdır. Bu fikir tüketicinin korunması alanında yeni bir fikirdir. Burada tüketici gerek standart halde sunulan sözleşmedeki olumsuz koşullara maruz kalmama ve gerekse sözleşme sonrası ortaya çıkan olumsuz durumlardan tüketicilerin etkilenmemesi için koruma altına alınmaktadır.

İnceleme konum olan Bağlı Tüketici Kredileri, kredi veren kuruluşların kredi verirken tüketicinin malı veya hizmeti belli bir yerden veya markadan alma maksadıyla verdikleri ve tahaddüt de bulundukları bir kredi türüdür. Burada Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’da malın tüketiciye teslim edilmemesi veya maldaki ayıplara karşı hem kredi veren kurumu hem de satıcıyı birlikte müteselsil sorumlu tutmaktadır. Bu kredi genellikle belli bir grubun hem kredi kuruluşunun hem de anlaşmalı olarak mal veya hizmet ürettiği kuruluş olması durumunda kendi ürünlerine tüketicileri yönlendirmek maksadıyla kullandırılan bir kredidir.

2-) KANUNUN ve TÜKETİCİNİN KORUNMASININ AMACI

Bu Kanunun amacı(6502 Sayılı TKHK.md.1); kamu yararına uygun olarak tüketicinin sağlık ve güvenliği ile ekonomik çıkarlarını koruyucu, zararlarını tazmin edici, çevresel tehlikelerden korunmasını sağlayıcı, tüketiciyi aydınlatıcı ve bilinçlendirici önlemleri almak, tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini özendirmek ve bu konulardaki politikaların oluşturulmasında gönüllü örgütlenmeleri teşvik etmeye ilişkin hususları düzenlemektir.

Tüketicilerin korunmasının amaçları kısaca başlıklar halinde şöyle sıralanabilir:

• Tüketicinin bir malı alırken seçimini ihtiyaçlarına en uygun ve rasyonel şekilde yapabilmesi için kendisine gerekli bilgileri sağlamak,

• Tüketicinin doğru ve sağlıklı bir tüketici ve yurttaşlık bilincine sahip olabilmesi için gerekli altyapıyı oluşturmak,

• Tüketiciyi güvenilir ve sağlıklı olmayan malları satın almaktan korumak,

• Kalite kontrolü sağlamak, tüketicilere malların kalitesini nasıl belirleyecekleri konusunda uyarmak,

• İşletmelere ve üretici firmalara ve aracı kurumlara tüketicinin korunması konusunda en büyük sorumluluğun düştüğünü kabul ettirmek,

• Tüketicileri medya ve reklâmların etkisinde kalarak ihtiyaçları olmayan mal ve hizmetleri tüketmelerine engel olmak,

• Tüketicilere sadece kendi değil tüm tüketicilerin haklarına nasıl sahip çıkması gerektiğini öğreterek tüketiciler arası dayanışmayı kuvvetlendirmektir.

3-) TÜKETİCİ VE AYIPLI HİZMET KAVRAMI

A-) TÜKETİCİ KAVRAMI

Tüketici ; iktisadi mal ve hizmetleri belirli bir bedel karşılığında satın alarak kullanan kişidir,

Sıfat veya Ad Olarak Tüketici; mal ve hizmetlerden yararlanan, satın alıp kullanan, yiyip içerek, kullanarak tüketen, üretici olmayan (kimse),

6502 Sayılı Kanuna ve Tüketici Kredisi Sözleşmeleri Yönetmeliğine Göre Tüketici; Ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi, (Md.3/k)

Günümüzde tüketicinin, ekonomik, sosyal ve kültürel gereksinimlerini karşılayabilmek için üretilen mal ve hizmetleri satın alıp kullanan veya bunlardan yararlanan, bunları kullanan ve bunları hiçbir ticari değişime tabi tutmayan kişi, kurum ve aile tanımlanması mümkündür. Tüketilen tüm ürün veya hizmetler tüketim olgusunun “konusunu”; bunların tüketim amacı ile doğrudan veya dolaylı olarak kullanma veya yararlanma tüketim olgusunun “amacını” ve son olarak tüketicinin hem gerçek hem de tüzel kişi olabilmesi ise tüketim olgusunun “kişi” unsurudur.

Canlıların varlığını sürdürmesi adına, hayatta kalabilmek adına, yaşama yönelik idame sağlayabilmek için her zaman tüketim ve üretim zorunluluk durumu olmuştur. Endüstrileşen dünyamızda insanoğlunun tüketime yönelik ihtiyaçlarının artması sebebiyle bir takım alım – satım anlaşmaları ortaya çıkmıştır. Bu anlaşmalar gereği satılan mal veya hizmete yönelik tüketicileri korumak adına düzenlemeler gelişmiştir. Tüketici kavramından sonra şimdi bu kavramları ele alalım.

B-) AYIPLI HİZMET KAVRAMI

6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun Gereği Ayıplı hizmet (Md. 13)

(1) Ayıplı hizmet, sözleşmede belirlenen süre içinde başlamaması veya taraflarca kararlaştırılmış olan ve objektif olarak sahip olması gereken özellikleri taşımaması nedeniyle sözleşmeye aykırı olan hizmettir.
(2) Hizmet sağlayıcısı tarafından bildirilen, internet portalında veya reklam ve ilanlarında yer alan özellikleri taşımayan ya da yararlanma amacı bakımından değerini veya tüketicinin ondan makul olarak beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren hizmetler ayıplıdır.

Ayrıca, bahse konu hükümde, sözleşmeye konu hizmetin kararlaştırılan süre içerisinde başlamamasının da ayıplı hizmet sayılacağı düzenlenmektedir. Ayıplı hizmetlere ilişkin hükümlerden tüketicilerin bu durumda da yararlanabilecek olmaları isabetlidir. Ancak, tüketici lehine olan bu yeniliğin sadece hizmetin kararlaştırılan sürede başlamama ile sınırlandırılmaması gerekir. Süresinde başlayan ancak kararlaştırılan sürede tamamlanmayan hizmetler bakımından da ayıplı hizmetin söz konusu olacağı hükümde açıkça belirtilebilirdi. Ayrıca, ayıplı mala ilişkin 8 inci maddenin 3 üncü fıkrası ile uyumun sağlanabilmesi için de bu hükümde “belirlenen” yerine, “kararlaştırılan” ifadesinin tercih edilmesi daha tutarlı olurdu.
Genel olarak ayıp, satılan malda alıcının tümüyle ya da kısmen yararlanmasını engelleyen bir takım eksiklik ya da bozuklukların bulunmasıdır. Hizmet noktasında ise sunulan hizmete ilişkin olarak alıcının bu hizmette duyduğu ve hissettiği eksiklik olarak nitelendirilir. Verilen hizmetin tam anlamıyla sağlıklı bir şekilde sunulması için alıcının bu hizmetten tam anlamıyla memnuniyeti olmalı, olumsuz düşünmemeli ve herhangi bir şikayette bulunmamalıdır.
4-) AYIPLI HİZMETTE SORUMLULUK

6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun Gereği Ayıplı hizmette sorumluluk (Md. 14);

(1) Sağlayıcı, hizmeti sözleşmeye uygun olarak ifa etmekle yükümlüdür.
(2) Sağlayıcı, kendisinden kaynaklanmayan reklam yoluyla yapılan açıklamalardan haberdar olmadığını ve haberdar olmasının da kendisinden beklenemeyeceğini veya yapılan açıklamanın içeriğinin hizmet sözleşmesinin kurulduğu tarihte düzeltilmiş olduğunu veya hizmet sözleşmesinin kurulması kararının bu açıklama ile nedensellik bağı içermediğini ispatladığı takdirde açıklamanın içeriği ile bağlı olmaz.

Satıcının ayıptan sorumluluğu ise satılan maldaki eksiklik veya bozukluklar nedeniyle, alıcının o maldan beklenen yararı elde edememesinden satıcının sorumlu olmasıdır .

6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununa göre sorumluluk( md.219 );

Satıcı, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur.
Satıcı, bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumludur.

Satılan maldaki eksikliklerin (ayıpların) maddi, hukuki veya ekonomik olması mümkündür. Malın bozuk, yırtık, kırık veya lekeli olması durumunda maddi eksiklikten söz edilmektedir. Örneğin, alınan bir saatin sürekli durması veya su geçirmez bir çizmenin su geçirmesi gibi. Ekonomik eksiklikler ise satılan malın ekonomik olarak değerini azaltmakta ve maldan beklenen gelir veya verimin elde edilememesine sebep olmaktadır. Örneğin satın aldığınız bir arabanın belirtilen değerlerden daha çok yakıt tüketmesi hizmetin ayıbına ilişkin olarak nitelendirilecektir. Üreticinin sorumluluğu; üreticinin, piyasaya sürdüğü ürünün hatalı olmasından doğan zararlardan dolayı giderim yükümlülüğünü ifade eder.

5-) TÜKETİCİNİN SEÇİMLİLİK HAKLARI

6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun Gereği Tüketicinin Seçimlilik Hakları (Md. 15) ;

(1) Hizmetin ayıplı ifa edildiği durumlarda tüketici, hizmetin yeniden görülmesi, hizmet sonucu ortaya çıkan eserin ücretsiz onarımı, ayıp oranında bedelden indirim veya sözleşmeden dönme haklarından birini sağlayıcıya karşı kullanmakta serbesttir. Sağlayıcı, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür. Seçimlik hakların kullanılması nedeniyle ortaya çıkan tüm masraflar sağlayıcı tarafından karşılanır. Tüketici, bu seçimlik haklarından biri ile birlikte Türk Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca tazminat da talep edebilir.
(2) Ücretsiz onarım veya hizmetin yeniden görülmesinin sağlayıcı için orantısız güçlükleri beraberinde getirecek olması hâlinde tüketici bu hakları kullanamaz. Orantısızlığın tayininde hizmetin ayıpsız değeri, ayıbın önemi ve diğer seçimlik haklara başvurmanın tüketici açısından sorun teşkil edip etmeyeceği gibi hususlar dikkate alınır.
(3) Tüketicinin sözleşmeden dönme veya ayıp oranında bedelden indirim hakkını seçtiği durumlarda, ödemiş olduğu bedelin tümü veya bedelden indirim yapılan tutar derhâl tüketiciye iade edilir.
(4) Ücretsiz onarım veya hizmetin yeniden görülmesinin seçildiği hâllerde, hizmetin niteliği ve tüketicinin bu hizmetten yararlanma amacı dikkate alındığında, makul sayılabilecek bir süre içinde ve tüketici için ciddi sorunlar doğurmayacak şekilde bu talep sağlayıcı tarafından yerine getirilir. Her hâlükârda bu süre talebin sağlayıcıya yöneltilmesinden itibaren otuz iş gününü geçemez. Aksi takdirde tüketici diğer seçimlik haklarını kullanmakta serbesttir.

6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununa göre Seçimlilik Haklar( Md. 227 ) ;

Satıcının satılanın ayıplarından sorumlu olduğu hâllerde alıcı, aşağıdaki seçimlik haklardan birini kullanabilir:

1.Satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme.

2. Satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinde indirim isteme.

3. Aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme.

4. İmkân varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme.

Alıcının genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı saklıdır.

Satıcı, alıcıya aynı malın ayıpsız bir benzerini hemen vererek ve uğradığı zararın tamamını gidererek seçimlik haklarını kullanmasını önleyebilir.

Alıcının, sözleşmeden dönme hakkını kullanması hâlinde, durum bunu haklı göstermiyorsa hâkim, satılanın onarılmasına veya satış bedelinin indirilmesine karar verebilir.

Satılanın değerindeki eksiklik satış bedeline çok yakın ise alıcı, ancak sözleşmeden dönme veya satılanın ayıpsız bir benzeriyle değiştirilmesini isteme haklarından birini kullanabilir.

Alıcı, satıcının ayıptan sorumluluğunun söz konusu olduğu durumlarda dilediği seçimlik hakka başvurabilir. Satıcı, alıcının talebini yerine getirme yükümlülüğünde olacaktır (TKHK md. 11/f.l). Alıcı seçimlik haklardan birini kullanması durumunda, kullandığı haktan vazgeçip başka bir hakkı tercih edemez.

A-) HİZMETİN YENİDEN GÖRÜLMESİ

TKHK m.15, tüketiciye, halen bu yönde bir çıkarı varsa, ayıplı hizmetin tekrar görülmesi seçimlik hakkını tanımıştır . Sağlayıcı bu talebi 30 iş günü içerisinde yerine getirmekle yükümlüdür.

Aynı maddede, hizmetin yeniden görülmesini isteme seçimlik hakkına bir sınırlama da getirilmiştir. Buna göre, hizmetin yeniden görülmesi sağlayıcı bakımından orantısız bir güçlüğe yol açacaksa bu hakkın kullanılması mümkün değildir. Bunun yerine diğer seçimlilik hakları kullanmasına yönelik bir başka yol izlenmelidir ki satıcı bu noktada alıcının hizmete yönelik uğradığı mağduriyeti giderirken yaptığı masraf ve emeklerden ötürü kendisi bu hususta mağduriyet yaşamasın.

B-) ÜCRETSİZ ONARIM

Alıcının satılanın ücretsiz onarımını isteme hakkı, 818 sayılı EBK’da yer almamaktaydı. Dolayısıyla 818 sayılı EBK döneminde, alıcının ayıplı mal karşısında başvurabileceği seçimlik haklar üç taneydi. Ancak mülga 4077 sayılı TKHK’da satılanın ücretsiz onarımını isteme hakkı, tüketici niteliğindeki alıcılar bakımından hüküm altına alınmıştı. 6098 sayılı TBK’nın 227’inci maddesinin birinci fıkrasının üçüncü bendinde, alıcının ücretsiz onarım talep hakkı yasal bir düzenlemeye oturmuştur. Söz konusu hükme göre, satılanın ayıplı olması durumunda alıcı, aşırı bir masraf gerektirmediği takdirde ve bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını talep etme imkanına sahiptir. Ücretsiz onarım talep hakkı, alıcının başvurabileceği seçimlik haklarından biri olduğundan, söz konusu hakkın kullanılmasını ortadan kaldıran sözleşme hükümleri, TBK md. 221 hükmü kapsamında değerlendirilecek ve alıcının hakkını kullanması engellenemeyecektir .

Ücretsiz onarım veya hizmetin yeniden görülmesin seçeneklerinden herhangi birisi seçildiği hâllerde, hizmetin niteliği olarak ve tüketicinin bu hizmetten yararlanma amacı dikkate alındığında, makul ve mağduriyet oluşturmayacak şekilde sayılabilecek uygun bir süre içinde ve tüketici için ciddi sorunlar doğurmayacak şekilde, bu talep sağlayıcı tarafından en kısa zamanda yerine getirilir. Her koşulda, bu süre talebin sağlayıcıya yöneltilmesinden itibaren maksimum otuz iş gününü geçemez. Aksi takdirde tüketici diğer seçimlik haklarını kullanmakta serbesttir.

C-) BEDELDE İNDİRİM

Alıcının ayıplı satılanı alıkoymak istemesi durumunda, satış bedelinde indirim isteme hakkı bulunmaktadır. Satış bedelinde indirim talep edilmesi halinde, satım sözleşmesi ve bağlı olan tüm haklar varlığını sürdürmeye devam eder. Satılan alıcıda kalır ve satış bedelini ayıp oranında indirilmiş olarak öder veya daha önceden satış bedelini ödemişse indirim miktarını geri ister.
Satış bedelinden indirilecek miktarın tespiti hakime ait olmakla birlikte doktrinde, üç ayrı metod ileri sürülmüştür. Mutlak metod olarak adlandırılan yönteme göre, satılanın ayıplı ve ayıpsız olmak üzere tespit edilen değerleri arasındaki fark satış bedelinden indirilir. Bu yöntem satılan, çok ucuz veya çok pahalıya satıldığı durumlarda hakkaniyete aykırı sonuçlar yaratmaktadır . Bir diğer yöntem ise tazminat metodudur. Buna göre satılanın ayıplı değeri satış bedelinden düşülerek aradaki fark alıcıya ödenir. Bu metodun sakıncası ise şeyin gerçek değerinden ucuza satılması halinde ortaya çıkar. Böyle bir durumda bedelde bir indirim yapmak mümkün olmayabilir . Bu tür satışlar genelde karşımıza defolu ürün satışı olarak çıkmaktadır. Meblağ ne olursa olsun satıcı defolu ürünleri defosuna göre ne kadara satıyorsa alıcının talebi üzerine defosuyla orantılı olarak indirim yapıp satışı o şekilde gerçekleştirmelidir.
Nisbi metoda göre ise satılanın ayıpsız değeri ile ayıplı değeri arasındaki fark oranı tespit edilir ve söz konusu oran, satış bedeline uygulanarak ödenmesi gereken bedel bulunur. Bu yöntem şu şekilde açıklanabilir:
Ayıpsız Değer / Ayıplı Değer = Kararlaştırılan Bede l/ Ödenecek Bedel
Ödenecek Bedel = Kararlaştırılan Bedel x Ayıplı Değer / Ayıpsız Değer
İndirilecek Miktar = Kararlaştırılan Bedel – Ödenecek Bedel

D-) SÖZLEŞMEDEN DÖNME

TBK md. 227/f.l hükmünün birinci bendi gereğince alıcı, satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sözleşmeden dönme hakkının mutlaka dava yoluyla kullanılmasına gerek yoktur.
Dönme beyanı, yenilik doğurucu bir beyan olduğundan satıcıya vardığı anda hükümlerini doğurur ve sözleşmeyi geriye etkili olarak ortadan kaldırır. Dolayısıyla mahkemenin vereceği karar, açıklayıcı niteliktedir.
Sözleşmeden dönme hakkının kullanılmasıyla birlikte taraflar arasında bir tasfiye ilişkisi doğar. Buna göre alıcı, satılan malı elde ettiği faydalarla birlikte satıcıya iade etmekle yükümlü olur (TBK md. 229/f.l). Alıcı, zapttan sorumlulukta olduğu gibi elde etmeyi ihmal ettiği semerelerden sorumlu değildir. Bu durum doktrinde, alıcının, maldaki ayıbı daha da arttırmamak ve daha kötü bir duruma getirmemek için kullanmayacağı ve dolayısıyla ayıplı malı kullanmasının kendisinden beklenemeyeceği şeklinde açıklanmaktadır . Ancak alıcının ayıplı malı kullanması durumunda, malı kullanmış olması sebebiyle uygun bir tazminat ödemesi gerekecektir. Alıcı malı satıcının bu noktada rızası ile teslim edip hiçbir şekilde ayıp dışında eksilme ve başka bir ayıba yönelik kusur yaratmamalıdır. Kusurlu olması halinde alıcı da tazminat ödemeyi kabul etmelidir. Buradaki amaç her iki tarafın mağdur olmamasını sağlamak ve yaşadıkları mağduriyeti karşılıklı anlaşarak dostane bir şekilde çözmek maksatlıdır.

Avukat HASAN GÖNÜLDAŞ