BİRİNCİ BÖLÜM

 

Boşanma sebepleri ve terk sebebiyle boşanma konulu makalemizde öncelikle boşanma kavramını ve boşanma sebeplerine yönelik hususları inceledikten sonra, terk konusu ile ilgili olarak detaylı bir inceleme ile ele alacağız. Terk konusundan bahsederken, terk ile ilgili olarak sağlanması gereken şartlar ve bu şartlar doğrultusunda gerek Yargıtay gerekse doktrinde yer alan hususları inceleyeceğiz. Medeni Kanun 161- 184 arası maddeler boşanma sebeplerini ve boşanma konusuyla ilgili hususları açıklamamaktadır. Bizim konumuz olan terk maddesi ise 164’ te yer almaktadır.

Özel boşanma sebeplerinden olan terk hususu ile ilgili olarak bilinmesi gereken bir takım unsurları ele aldığımızda, bunlar; eşlerden birinin terk fiilinde bulunmuş olması, terkin haklı bir sebebe dayanması, evlilik birliğinden doğan yükümlülükleri yerine getirmeme kastı nedeniyle yapılan terk, terkin en az 6 ay sürmüş olması ve terk eden eşe yönelik ihtar gönderilmesi gibi hususlardır. Bu hususlar ışığında ele alınacak terk unsurunda önemli olarak sürelerle ilgili detaylara ineceğiz ve ihtara yönelik dikkat edilmesi gereken; niteliği, şekli, süresi, içeriği, sonuçları gibi kavramlar üzerinde duracağız. İncelenen Yargıtay kararlarına baktığımızda ele alınan bir boşanma davasının temelinde terke yönelik unsurların oluşmadığı, terk eden eşe yönelik terkten önce boşanmanın diğer sebepleriyle ilgili olarak fazlaca detay karşımıza çıkmaktadır. Bu kararlar neticesinde şahsi olarak gözlemlediğim, her evi terk eden eşin haklı olmadığını, her türlü terke zorlayanında suçlu olmadığıdır. Çünkü iyi niyet karinesinin dışına çıkıp terk hususundaki zamanlama konusunda yanıltıcı davranışlar söz konusu olmaktadır. Burada dikkat edilmesi gereken 4+2 aylık zaman dilimleri terk hususunun sigortaları olacaktır. Bu zaman dilimlerinin varlığı terk konusunun dikkat edilmesi gereken en önemli husus olarak karşımıza çıkacaktır.

Son olarak; şunu belirtmek isterim ki terk noktasına kadar gelmiş bir ilişkinin temeline baktığımızda diğer genel ve özel boşanma sebepleri olan Evlilik Birliğinin Temelden Sarsılmış Olması, Zina, Hayata Kast, Pek Kötü veya Onur Kırıcı Davranış, Suç İşleme ve Haysiyetsiz Hayat Sürme, Akıl Hastalığı gibi hususlarıyla bağlantılı olduğu, temelinde bu hususlardan kaynaklanan bir yol olduğunu görmekteyiz. Bu noktada iyi bir boşanma avukatı desteği alarak süreci ilerletmek en doğrusu olacaktır çünkü normal seyreden bir ilişkide terk konusunun söz konusu olmadığı gibi, genel ve özel boşanma sebepleri gibi bir takım zorluklar ortaya çıktığında terk kavramının ilaveten davaya dair olduğunu görmekteyiz.

B. BOŞANMA

1.Boşanma Kavramı

Boşanma; eşlerden birinin veya karşılıklı anlaşmalı olarak, talepleri doğrultusunda hakimin bu talebi doğru bulup, değerlendirip, birlikteliğin yürüyemeyeceğine kanaat getirip, eşler arasındaki birlikteliğe yani evlilik birliğine son vermesidir. Türk Medeni Kanun’una dayanılarak yapılan evliliğin, evlenme merasiminin, evlendirme dairesinde evlendirme memurunun ve ayırt etme gücüne sahip ergin iki tanığın önünde açık olarak yapılarak kurulan aile husususun artık sonlandırılıp eşlerin birbirinden ayrılmasıdır.

Eşlerden bir ya da her ikisi evliliği sürdürmemeye karar vermişlerse, fiilen ayrı yaşamaya başlamaktadırlar. Bilhassa bu aşamaya gelmiş anlaşmazlıklarda, eşler tekrar birleşmeye yanaşmadıkları sürece, ortada resmen bir evlilik bulunmakla birlikte, fiilen bir aile birliğinden söz edilemez. Bu aşamada, hukuk düzeninin önündeki tek imkan, fiilen zaten sona ermiş bir evliliği geç de olsa hukuken de bitirmektir. Biten evlilik hususu boşanma olarak adlandırılmaktadır.

Türk hukuk doktrininde boşanma, “eşlerin hayatta iken, kanunda öngörülmüş olan bir sebebe dayanarak eşlerden birinin açacağı dava sonucunda evlilik birliğine hakimin kararı ile son vermek” olarak tanımlamıştır.

Boşanma kavramı günümüze İslam hukukundan bu yana gelmektedir. İslam hukukunda sadece kocaya tanınan bu hak kanımca temel olarak yanlış bir uygulanma biçimiydi. İslam hukukunda terk hariç bugün karşımıza çıkan özel boşanma sebeplerini görmekteyiz. Zaten islam boşanmayı yani talak olmayı bile usulüne göre anlatmıştı ancak bu usuller kötü niyetli kişiler tarafından iyice abartılınca kanunlar nezninde düzenlenmesi kaçınılmaz olmuştur.

Son olarak günümüz şartlarına baktığımızda boşanma oranlarının her geçen gün arttığını ve bu oranların TÜİK verilerinden elde ettiğimiz bilgilere göre değerlendirdiğimizde, evlenme 2016 yılında 594 bin 493 iken, 2017 yılında % 4,2 azalarak 569 bin 459 olmuştur. Boşanan çiftlerin sayısı 2016 yılında 126 bin 164 iken 2017 yılında % 1,8 artarak 128 bin 411 olduğu gözlenmektedir. Kabaca son iki yılda evlilik oranı azalırken boşanma oranı artmıştır. Şimdi boşanmaya yönelik bu sebepleri inceleyerek devam edelim.

2. Boşanma Sebepleri

A. Özel Boşanma Sebepleri

Türk Medeni Kanun’unda md. 161 ve 165 arası özel boşanma sebepleri sırasıyla ele aldığımızda ;

Md.161 Zina;

Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir. Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. Affeden tarafın dava hakkı yoktur.

İsviçre federal mahkemelerinin verdiği kararlar doğrultusunda nispileştirilebilen zina olgusu; Türk Hukukunda ise zina boşanma sebebinin nispileştirilmesinin toplumsal ve ahlaki sebeplerle mümkün olmadığı kabul edilmektedir. Bırakın nispileştirmeyi kabul edilebilme ihtimali bile yoktur. Özellikle toplumumuzda zinaya yönelik hem kadın hem erkek olsun özel bir hassasiyet vardır. Ancak aldatılan eşin rızası sonucu bir takım olgular kabul ediline bilinirse, o zaman zina kavramı devre dışı kalmaktadır.

Burada yine karşımıza zaman hususları çıkmaktadır. Eş zina eylemine yönelik olarak 5 yıl içerisinde ve öğrendiği tarihten itibaren 6 ay içerisinde dava hakkına sahiptir. Öğretide 6 aylık zaman konusuyla ilgili problem pek görülmemekte olup 5 yıllık zaman aşım süresi önem arz etmektedir. Şöyle ki; 5 yıl geçtikten sonra zinaya yönelik hak iddia edilememektedir ancak evlilik birliğinin temelden sarsıldığı düşüncesi devam etmektedir. 6 aylık süreyi eşler ne zaman öğrendiği konusunda kendilerine pay bırakabilirler ama ispatlı bir zina olayının (kamera kayıtlı) üzerinden 5 yıl geçmesi dava hakkının kaybına neden olur.
Konuyla ilgili YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2007/18363 K. 2007/16200 T. 21.11.2007 ait kararında; evini terk edip başkasıyla birlikte yaşamaya başlayan davalı yana yönelik davacı eş tarafından açılan davaya ret kararı veren yerel mahkeme kararına karşılık temyiz edilen bu dava, Yargıtay tarafından bozulmuş ve boşanmaya karar verilerek tarafımca da doğru bir karar olarak değerlendirilmiştir.

Md. 162 Hayata kast, pek kötü muamele veya onur kırıcı davranış;
Eşlerden her biri diğeri tarafından hayatına kastedilmesi veya kendisine pek kötü davranılması ya da ağır derecede onur kırıcı bir davranışta bulunulması sebebiyle boşanma davası açabilir. Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde bu sebebin doğumunun üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. Affeden tarafın dava hakkı yoktur.

Hayata kast, bir eşin diğerini öldürme niyetini bazı fiillerle açıklamasıdır. Kanun burada kast şartını aramaktadır. Pek fena muamele, eşin vücut bütünlüğü ve sağlığına karşı yönlendirilen her türlü saldırıdır. Onur kırıcı davranış ise, eşlerden birinin diğerinin onuruna haksız ve ona hakaret etmek ve küçük düşürmek amacıyla yaptığı saldırıdır. Bu saldırı söz, yazı hatta hareketle de ortaya çıkabilir.

Bu madde de 3 ana husustan bahsediyoruz. Birincisi hayata kast derken eşlerden birinin diğerinin canına kıymaya yönelik girişimde bulunması(Öldürme girişimleri- Zehirleme, bıçaklama) ve yaşam bağı ile olan bağlantısına yönelik saldırılardır. İkincisi olan pek fena muamele ise diğer eşe yönelik saldırının vücut bütünlüğü ve sağlığına yönelik olarak yapılan muameleleri içerir. Eşin psikolojisini etkileyecek derecede muameleler(evden dışarı çıkarmama, odaya kitleme), cana kast olmayacak şekildeki vücut bütünlüğüne yönelik saldırılar (elini ezme, darp etme, kulağını ısırmak) bu kapsamda değerlendirilir. Son olarak onur kırıcı davranış ile (Evliliğe ait özel bir hususun pazar, kahve, toplantı gibi ortalık ve kalabalık yerlerde açıklanması) eşler birbirine karşı dava açabilirler.
Bu maddede de yine eşlerden birinin şikayetçi olmaması, vuku bulmuş olay karşısında eşini affetmesi ve belirtilen sürelere riayet edilmediği durumlarda dava hakkı düşmektedir.
Konuyla alakalı olarak; YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2010/10334 K. 2010/13767 T. 8.7.2010 kararında; Dava münhasıran onur kırıcı davranış nedeni ile boşanmaya ilişkindir. Onur kırıcı davranış sebebiyle boşanmaya karar verilebilmesi için her türlü onur kırıcı davranış değil, ağır derecede onur kırıcı bir davranışın gerçekleşmesi gerekir. Toplanan delillere göre, mahkemece onur kırıcı davranış olarak kabul edilen maddi vakıaların bu nitelikte bulunmadığı anlaşılmaktadır. Deliller mevcut gibi karar veren yerel mahkeme kararına temyizde bulunan davalı yan adına bozma kararı tarafımca doğru bulunmuştur.

Md.163 Küçük düşürücü suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme;

Eşlerden biri küçük düşürücü bir suç işler veya haysiyetsiz bir hayat sürer ve bu sebeplerden ötürü onunla birlikte yaşaması diğer eşten beklenemezse, bu eş her zaman boşanma davası açabilir.

Madde metninde belirtildiği üzere boşanma sebebi teşkil edecek suçun küçük düşürücü bir suç olması gerekmektedir ki suçun küçük düşürücü olup olmadığı verilen cezaya göre, toplumdaki anlayışa göre hâkim tarafından takdir edilecektir.

Toplum içerisinde ki algıya baktığımızda suçun her ne kadar küçük düşürülücüğünden bahsetsek te kimilerine göre bu suçlar artık küçük düşme kapsamından çıkmış, pişkinlik seviyesine ulaşmış, arsızlık haddini aşmıştır. Ancak bazı suçlar da kimilerine göre kabullenemeyecek kadar büyük yaralar olarak hayatımıza yansımaktadır. Bu noktada eşin diğer eşi affetmesi ya da affetmemesine göre de hakim kanaat oluşturabilmektedir. Toplum yapısının yani geçmişten beridir devam eden örf, adet ve ananelerimiz doğrultusunda daha da daraltırsak mahalle kültürü kapsamında küçük düşürücü suç işleyen eş dava ile karşı karşıya kalabilmektedir. Küçük düşürücü suç denildiği zaman kişinin yüzünü kızartan suçlar anlaşılmaktadır. Anayasamızda belirtilen zimmet, ihtilas, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, hileli iflas gibi suçlar yüz kızartıcı suçlardır.

Haysiyetsiz hayattan kasıt yine yukarıda belirttiğim toplum tarafından kabul görmeyecek derecede evini ihmal edip evlilik birliğine yakışmayacak şekilde hareket etmektir. Başka birisiyle yaşama, uyuşturucu bağımlılığı, alkolik olmak gibi toplumla bağdaşmayan aile olgusuna zarar veren hususlardır. Karşı eş yine belirtilen süre içerisinde dava açma hakkına sahiptir.
Konuyla ilgili YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2002/12731 K. 2002/14899 T. 26.12.2002 ait kararında; hapiste bulunana eş terk kapsamında değerlendirilmez. Terk eden eş kusurlu olmalıdır ve kusur haricinde ki terkler, MK.164’e göre terke ilişkin olarak değerlendirilmez. Hapiste olan eş MK.163 kapsamında değerlendirilerek kararımızda, Eşi hapiste olan davacının, md. 163 gereği küçük düşürücü suç işleme ve haysiyetsiz yaşamdan açılan boşanma davası yerel mahkeme tarafından ret edilmiştir. Boşanmaya karar vermeyen yerel mahkeme kararına ilişkin davacı eşin yapmış olduğu temyiz Yargıtay’ca kabul edilmiş ve bozulmuştur. Eşini hapishanede ziyaret eden eşin onu affettiği anlamına gelmediğini de yüklemiştir. Tarafımca Yargıtay kararı davalı eşin işlediği suç itibariyle (Bir Kimsenin Namusunu veya Şeref ve Haysiyetini İhlal Edecek İsnatlarda Bulunmak Tehdidiyle Menfaat İstihsaliden Hapis Cezasına Mahkum Olması) doğru bulunmuştur.

Md. 164 Terk;

Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hâkim veya noter tarafından yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise; terk edilen eş, boşanma davası açabilir. Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır. Davaya hakkı olan eşin istemi üzerine hâkim veya noter, esası incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği ve dönmemesi hâlinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda bulunur. Bu ihtar gerektiğinde ilân yoluyla yapılır. Ancak, boşanma davası açmak için belirli sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamaz ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe dava açılamaz.

Terk hususunda YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ, E. 2004/133 , K. 2004/1146 T. 29.1.2004 kararına göre terkte haklılık ebediyen eve dönmeme hakkı vermeyecektir. Makul bir süre sonra haklılık ortadan kalkacağından, davalı terkte değil, dönmemekte haklı olmalıdır. Verilen bu kararda gördüğümüz üzere evini terk eden eş kendisine ihtar çekilmesine rağmen evine dönmemiştir. Evine dönmediği için aradan uzun zaman geçmesi münasebetiyle bu terk sebebini haklı bir gerekçe ile ispatlaması gerekmektedir. Davacı eş her ne kadar davasından feragat etse de yerel mahkemenin verdiği terk sebebiyle boşanma kararına yönelik ret kararını Yargıtay’ın bozması kanımca doğrudur. Aradan dokuz ay gibi bir süre geçip ihtar çeken eşin haklı olduğunu savunamayız ama bu kadar süre evi terk eden eşin kendini haklı kılacak gerekçesinin bulunması gerektiğini belirtmekte fayda olacaktır.

Terk konusunda dava konusunun oluşturulabilmesi için terkten itibaren dört aylık sürenin dolmuş olması gerekir. Kanun maddesinde de anlaşılacağı üzere dört ve iki aylık yani toplamda altı aylık sürenin terk konusunun temelini oluşturduğunu bilmeliyiz. Şöyle ki; eş evi terk etti ve aradan dört ay gibi bir zaman geçti, işte siz ancak bu belirtilen zamanda hakim, noter aracılığı ile ihtarda bulunup evi terk eden eşinize yönelik bildirimde bulunursunuz. Eşiniz iki ay içerisinde dönmez ise, ihtarda belirteceğiniz üzere dava açma hakkınız olacaktır.

Terk konusu hem evi terk eden hem de terke zorlayan açısından detaylıca incelenmesi gereken bir konudur. Çünkü evi terk etme süreleri de gözetilirse, terkin haklılık payının kimde olduğu ve ne için terk ettiğine yönelik detayların tam anlamıyla bilinmesi ve dava aşamasında mahkemeye aktarılması gereklidir.
Konuyla ilgili bir diğer YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2015/21712 K. 2017/11 T. 9.1.2017 kararında; eşine terk ihtarı gönderen eşin bu ihtarı tebliğ ettiği anlaşılmakta ve geçmişe ait yapılan tüm olumsuz davranışları affettiğini evine dönmesini belirtmektedir. Sonrasında eve dönmeyip açılan boşanma davası yerel mahkeme tarafından onanıp karara bağlanmıştır. Davalı yan olan evi terk eden eş tarafından temyiz edilmiş ve dava bozulmuştur. Kanımca burada şöyle bir hata vardır. Evi terk ediyorsun ve ihtar sonucu dönmüyorsun sonra yerel mahkeme boşanma kararı verince temyiz edip kararı bozduruyorsun. Çok büyük olasılık sonrasında kendisi dava açıyor ve dava masraflarından kurtulmak ve nafaka almak için bir destek almış olduğunu düşünüyorum. Yargıtay’ın bu terk hususunu gözetmeyip boşanması gerçekleşmiş bir kararı bozmasına da anlam veremediğimi belirtmek istiyorum.
Yine YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2011/9961 K. 2011/10476 T. 14.6.2011 kararına göre de ; Davalının dönmesi istendiği ortak konutta manevi bir bağımsızlığının bulunmamasından dolayı verilen bir karardır. Her terk eden eşin, terk etme gerekçesinin mahkeme tarafından gözetilmesi içinde bulunulan koşullar altında karar vermesi gerekir. Yerel mahkeme verdiği karar sonucu davalı yan temyiz etmiş ve Yargıtay’ca temyiz haklı bulunmuş her ne kadar eve dönmeyen davalı yan kararın bozulmasını sağlamıştır. Tarafımca kararın doğru olduğunu düşünüyorum çünkü terkten sonra ihtar ile ortak konuta daveti istenen eşin manevi bir bağımsızlığının gözlemlenmesi, sağlanması gereklidir.
Ayrıca YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2004/133 K. 2004/1146 T. 29.1.2004 kararında; davalı eşin terk ederken haklılığını gözetmeyip terk ettikten sonra ortak konuta geri dönmeme hususunu ispatına yönelik bir karar vermiştir. Olaya baktığımızda davalı yan evi terk etmiş ve sonrasında boşanma davası açılmıştır. Belli bir süre sonra davacı yan davadan feragat etmiş ve aradan dokuz ay geçtikten sonra ihtar çekmiş, davalı yan eve dönmemiştir. Bunu üzerine tekrar dava açmak isteyen davacının davası ret edilmiştir. Davacı yan bunun üzerine temyiz etmiş ve ret kararına ilişkin karar bozulmuştur. Burada uzun bir süredir dönmeyen eşin haklılığını ispat etmesi beklenmiş ve ispat sağlanamayınca karar bozulmuştur.

Md.165 Akıl hastalığı;

Eşlerden biri akıl hastası olup da bu yüzden ortak hayat diğer eş için çekilmez hâle gelirse, hastalığın geçmesine olanak bulunmadığı resmî sağlık kurulu raporuyla tespit edilmek koşuluyla bu eş boşanma davası açabilir şeklindendir.

Bu bağlamda akıl hastalığı eşler arası görülebilen ve evliliğin artık çekilmez noktalara sürüklendiğini gösterdiği için eşler bu sebeple boşanmak isterler. Maddede hastalığın geçmesine olanak bulunmadığının resmi sağlık kurulu raporu ile tespit edilmesi zorunluluğunun getirilmesi, kanun koyucunun bilirkişi raporu ile yetinilmemesini istediğini gösterir. Bu husus sadece bilirkişi ile saptanabilecek bir durum olmadığından resmi sağlık kurul kararının tespit şartı aranmaktadır. Bu kurul kararları ile kesinlik kazanan akıl hastalığı durumu, karşı eş tarafından dava konusunu oluşturacak ve boşanma davası açabilecektir.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2009/5912 K. 2010/8623 T. 29.4.2010 kararında yerel mahkemece verilen boşanma kararı temyiz edilmiş ve Yargıtay’ca karar bozulmuştur. Çünkü akıl hastalığına yönelik verilen raporlarla ilgili kararların, hastalığın geçmesine olanak bulunmadığı resmi sağlık kurulu raporuyla tespit edilmek koşuluyla sağlanabileceğidir. Yerel mahkeme kararını bu ispatı sağlamadan verdiği için karar bozulmuştur.

B. Genel Boşanma Sebepleri

Türk Medeni Kanun’unda md.166 Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.

Öğretide Gençcan bu durumu güzel bir örnekle açıklamış ve “evlilik birliğini” eve benzetmiştir. Buna göre; mutlak boşanma sebepleri bu ev için bir kıyamettir ve kıyamette her şeyin yerle bir olacağı göz önüne alındığında herkesin evi yıkılacaktır. Nispi boşanma sebepleri ise depreme benzer ve depremin her evi yıkıp yıkamayacağını depremin şiddetinin yanı sıra evin dayanıklılığı belirler. “Evlilik birliğinin temelinden sarsılması” koşulu depremin şiddeti; “Çekilmezlik” koşulu ise evin dayanıklılığıdır. Bu yüzden iki şiddetinde bir deprem bile dayanıksız bir evin çökmesine yeterli iken; sekiz şiddetinde bir depremin de yıkamadığı evler olabilir. O yüzden boşanma hususunda özellikle genel sebep unsuru söz konusu olduğunda bir evin deprem ile olan ilişkisi gibi aile içi ilişkinin durumu net olarak gözlemlenmelidir.

Boşanma, evliliğin sona ermesi; ayrılık ise ortak hayatın tatil edilmesine yönelik mahkeme yolu ile kullanılan yenilik doğurucu haktır. Bu kavramları ele aldığımızda boşanmada artık evlilik birliğine ait oluşan ne var ise hepsi son buluyor ve artık inşa edilmiş olan birliktelik tam anlamıyla yok oluyor. Ayrılık ise kurulan evlilik devam ediyor fakat bu bir tatil şeklinde yani eşler ayrı yaşayarak belki evliliklerini ilerleyen süreçte toparlarlar, belki kurtarılabilir bir durum söz konusu olabilir amacıyla düşünülüyor ancak bazen de kurtarılır bir yan olmadığı gözlemlendiğinden ayrılıkların arkasından boşanma kararları gelmektedir.

C. TERK SEBEBİYLE BOŞANMA

1.Eşlerden Biri Terk Fiilinde Bulunmalı

Terk kavramının oluşması için ortak olarak kurulan yaşamın son bulması gerekmektedir. Ortak hayata son vermeden kastedilen, eşlerden birinin eşiyle birlikte evlenme ile meydana getirmiş oldukları aile düzenine, daha açık bir deyişle aile olmanın gerektirdiği birlikte bir hayat sürdürmeye son vermektir. Terk hususu; eşlerden birisinin evden ayrılması üzerine, yine eşin diğer eşi evden kovması ve yine eşlerden birinin diğer eşi ortak konuttan bir şekilde terk etmeye zorlaması ve son olarak eşlerden birinin diğer eşi ortak konuta dönme konusunda engellemede bulunması olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bu hususlar incelendiğinde ilk husus terk edilen diğer hususlar ise terke zorlanan eş tarafından dava konusu edilebilecektir. Terk kavramının unsurlarına baktığımızda eşlerden birinin terk fiilinde bulunması somut olarak dava konumuzdur ancak bu davanın hangi taraf açısından haklı bir gerekçe ile açılacağı sıraladığımız örneklere göre değişecektir.
Konuyla ilgili evinin terk eden eşe yönelik çekilen ihtarın geçersizliğinden bahsetmek istiyorum. YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2004/6708 K. 2004/9527 T. 13.7.2004 kararına yönelik, ihtar çeken davacı eş evde başka bir kadınla beraber yaşamaktadır. Bu durum tanıklar dinlenerek ispatlanmıştır. Bunun üzerine evi terk eden davalı yan eş eve haklı olarak dönmemektedir. Bu sebeple çekilen ihtar geçersiz kılınmaktadır. Kocanın sadakatsizliği ihtarı geçersiz kılar. Ancak boşanma kararı vermiş olan yerel mahkeme kararına yönelik davalı yan tarafından yapılan temyiz haklı bulunmuş ve karar bozulmuştur. Tarafımca Yargıtay’ın bu kararı doğru bulunup olumlu değerlendirilmiştir.

2.Terk Haklı Bir Nedene Dayanmamalı (Kusurlu olması)

Özel boşanma nedenleri arasında yer alan terk, aynı zamanda mutlak bir boşanma nedeni olarak da değerlendirilir. Yani, davacı terkin şartlarının varlığını ispatlarsa, hakim boşanmaya karar vermek zorundadır. Onun, terk eyleminin evlilik birliğini temelinden sarsmış olup olmadığını, diğer bir ifadeyle, terk eylemine rağmen eşlerin bir arada yaşama şanslarının bulunup bulunmadığını araştırma yetkisi yoktur. Ayrıca, terk kusura dayalı bir boşanma nedeni olduğu için terk edenin kusurlu olması da şarttır. Tabi terk unsurlarını ele aldığımızda her zaman karşımıza terk edenin kusurlu olmadığı çıkmaktadır. Bazı durumlarda terke zorlanmalar görüldüğünden kusur terk edende olmamaktadır. Kusur kavramının terk eden eşe yönelik karar kılınması için evi terk etmeyen eşin bunu ispatlayıp mahkemeye sunması gerekmektedir. Bu tür ispatlar sonrasında mahkeme terk edileni haklı bulup boşanmaya karar verebilir. Aksi halde hem kusurun terk edilende olduğunu düşünürsek ve terk ile ilgili boşanma başvurusunda avukat yardımı alması zorunludur. Bu şekilde boşanma davası açılması imkansızdır.

Terk eden eşin haklı bir sebebi bulunmamalıdır. Aksi takdirde, ortak konutu bırakıp gitmiş veya dönmemiş eş aleyhine boşanma davası açılamaz. Ortak hayatı bırakıp gitme düşüncesiyle uzaklaşan eşin davranışının içinde haksızlık unsurunu barındırdığı da söylenebilir. Terk eden eşin kusurlu olmadığını düşünürsek yani unsurlarda belirttiğimiz kavramlardan yola çıkarsak bu eşin boşanma davasını terk ile değil diğer özel veya genel sebepler altında mahkemeye sunması gerekmektedir.

Konuya ilişkin, YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2005/7624 K. 2005/10088 T. 27.6.2005 kararında evini sebepsiz şekilde terk eden eşe yönelik açılan davada yerel mahkeme davayı ret etmiş ve bunun üzerine davacı yan tarafından temyiz edilmiştir. Yapılan soruşturma, toplanan delillerle davalının sebepsiz yere müşterek haneyi terkettiği, birlik görevlerini yerine getirmediği anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında müşterek hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Bu sebeplerden ötürü verilen yerel mahkeme kararı olan davanın reddi uygun görülmeyerek bozulmuştur. Kanımca verilen karar doğrudur, terk eden eşin kusurlu olmaması terk edileni haklı kılmış, terk hususu haklı bir gerekçeye dayandırılamamıştır.

3.Eşin Terk Fiiliyle, Evlilik Birliğinden Doğan Yükümlülüklerini Yerine Getirmeme Kastı Bulunmalı

MK.m.164/I,c.1’e göre, terk nedeniyle boşanma davası açılabilmesi için, eşin ortak konutu bırakıp gitmesi veya dönmemesi tek başına yeterli sayılmaz. Bırakıp gitme veya dönmemenin “evlilik birliğinden doğan yükümlülükleri yerine getirmemek maksadıyla” gerçekleştirilmesi gerekir. Başlı başına terki ele aldığımızda uygulamada ve mevzuatta bir takım engeller görmekteyiz. Çünkü terk sadece kendi başına boşanma sebebi olamıyor, bunun nedeni ise terk edenin veya terke zorlayanın kusur durumlarının gözetilmesi, evlilik birliğinin temelindeki sorunlar, terk unsuruna kadar geçen sürede evlilik birliğinin yani ortak yaşamın sıhhati ve terk hususuna gelene kadar eşlerden terk edenin veya terke ettireni o noktaya getiren unsurların hepsi davanın seyri için gözlenmelidir
Bu hususların dışında terk ile ilgili olarak her evden çıkışın ya da evi zorunlu bir gerekçe ile terk etmek, tam anlamıyla terk sayılmaz. Dolayısıyla, hastalık, hapis, yurt dışında çalışma zorunluluğu, eğitim, askerlik veya esaret gibi bir neden yüzünden ortak konutta yaşama şansı bulamamış olan eş diğerini terk etmiş sayılamaz. Bu hususlar eşler tarafından anlayış ile karşılaşılacak durumlar olup bazı hallerde kötü niyetli olarak(yurt dışında çalışma süresi içinde dönmemek) evlilik birliğine zarar verecek şekilde konularla karşılaşmaktayız. Bu bahsettiğimiz kavramlarda terkin haklılık payı söz konusudur.Ancak, ortak yaşamı haklı bir nedenle terk eden eş, ortada haklı bir neden kalmadığı halde ortak konuta dönmezse, artık terkin gerçekleştiği kabul edilir.

4.Terk Nedeniyle Ayrılık En Az Altı Ay Sürmüş Olmalı

Medenî Kanunun 164. maddesinin birinci fıkrasına göre bu süre en az altı aydır. Yani, ayrılık en az altı ay sürmüş olmalıdır. Altı ay asgarî süredir. Daha uzun bir süre bekledikten sonra da boşanma isteminde bulunulabilir. Buna karşılık, altı aylık süre dolmadığı sürece boşanma davası açılamaz. Altı aylık sürenin aralıksız (fasılasız) dolması gerekir. Fasılasız gerçekleşme sonucu ancak dava hakkı doğmaktadır. Fasılasız derken altı ay olarak belirlenen süre içerisinde ayrılınan yani terk edilen eve gidip gelme konusunda hiçbir temasın olmaması anlamı çıkarılmaktadır. Çünkü altı aylık süre içerisinde örneğin iki ay dolduğunda terk eden eş geri gelir ve sonra makul bir zaman içerisinde tekrar terk eder ise önceki iki ay hesaplamaya katılmaz. İkinci gerçekleşen terkten sonra süre hesabı yeniden yapılır ve terk süresi ikinci ayrılığın başından itibaren hesaplanır.

Eşlerden birinin aralıklı olarak ortak konutu terk etmesi ve bu terklerin toplam süresinin de altı ayı bulması terk nedeniyle boşanma davası açılmasına imkan vermez. Ancak bu hususu kötü niyetli olarak kullanmaya devam eden eş için mahkemeye sunulacak beyanlarla ilgili bir takım ispatlar sonucu terk konusunda ayrılık söz konusu olabilir. İki ay gidip geri dönüp üç ay gidip geri dönüp tekrar iki ay gidip geri dönmek gibi sırf dört aylık ihtar süresine maruz kalmamak adına bu tür hareketler sergileyen eşe yönelik dava açılabilir.

5. Terk Eden Eşe İhtar Gönderilmesi

A. İhtarın Niteliği

Terk nedeniyle boşanma davası açılabilmesi için, ortak hayatı bırakıp giden eşin uyarılmasına ihtiyaç vardır. Bu amaçla, dava açmayı düşünen eş diğer eşe ihtarda bulunacaktır. Usulüne uygun bir ihtar yapılmadan açılan boşanma davası reddedilir. Usulden kasıt olarak ise boşanmayı düşünen eşin boşanma davasından önce ortak yaşamını terk eden eşe yönelik bir ikaz ve dava öncesi bir bildiri niteliği taşımaktadır. Terk edilen eş kısacası terk eden eşe ben dava açmaya hazırlanıyorum, bu terk ihtarnamesi ile seni uyarıyorum, evine dön dönmez ise boşanma davasına hazırlan anlamı yüklemektedir.

Bu ihtarlar mahkeme veya noter aracılığı ile yapılabilir. Başvuruda bulunulan mahkeme terk süresini gözeterek bu ihtarı çekebilir aksi halde mahkeme tarafından reddedilecek bir durum olacağından ihtar çekilmez.

B. İhtarın Şekli

6217 sayılı kanun ile yapılan düzenlemeden sonra doktrin ve uygulamadaki tereddütleri gidermek amacıyla noterler tarafından çekilecek ihtarın hangi şekilde yapılacağını göstermek üzere 4/10/2010 tarihinde “Mirasçılık Belgesi Verilmesi ve Terk Eden Eşin Ortak Konuta Davet Edilmesi işlemlerinin Noterler Tarafından Yapılmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik” yayınlanmıştır. Öncelikle belirtmek gerekir ki noterler tarafından ihtar yapılabilmesinin ön şart olarak yönetmelik m. 2’de tarafların nüfus kayıtlarının yeterli olması, yargılamanın gerekmemesi veya talep edenin yabancı olmaması belirtilmiştir. Görüldüğü üzere söz konusu şartlardan birinin bulunmaması halinde noterler tarafından ihtar çekilemeyecektir. Yine m. 7′ de eski uygulamada olduğu gibi noterler tarafından çekilecek ihtarın da hakimlerde olduğu gibi dava şartları incelemeksizin yapılacağı belirtilmiştir.

İhtar hususunda gerek ilgili yönetmelik olsun gerekse yasalar olsun kimin tarafından çekileceği ile ilgili herhangi bir düzenleme mevcut değildir. Sadece çekebilecekler belirtilmiştir. Bunun sonucu olarak ihtar ilgili Aile Mahkemesi tarafından yok ise Asliye Hukuk Mahkemesi ya da Noter aracılığı ile çekilebileceğimizi biliyoruz. Önemli husus çekilen ihtarın evi terk eden eşe mutlaka tebliğ edilmesi gerekmektedir.

C. İhtarın Süresi

Terk nedeniyle boşanmaya karar verilebilmesi için, terkin en az altı ay sürmesi gerekmektedir. Medeni Kanun’unun 164. Maddesinde terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi ihtarının yapılması gerektiğini hükmetmiştir. Bu doğrultuda terk eden eşe, terkten itibaren dört aylık sürenin geçmesiyle ihtar gönderilebilecektir. İhtarın gönderilmesinden itibaren iki ay içinde ortak konuta dönmeyen eşe karşı terkten dolayı boşanma davası açılabilecektir.
Öğretiye göre, MK.m.164/II,c.3’te öngörülmüş bulunan dört aylık süre mutlak nitelik taşıdığı için her hal ve şart altında işler. Tatil günleri de süreye dahil edilir. Dört aylık süreden önce terk konusunda ihtardan bahsedemeyiz. İlgili mahkeme zaten bunu gözetir. Davanın ret edilme sebebidir. Dört aylık ayrılık yani terke maruz kalmış eş tarafından bu durum gerçekleştirilir. Terk konusunda dikkat edilmesi gereken sürelerin ilki bu dört aylık süredir.
Konuya ilişkin olarak ; Yargıtay 2. HUKUK DAİRESİ E.2004/4148 K.2004/4941 T.19.4.2004 kararında aralarında boşanma davası devam eden çiftin evini terk edene yönelik çekilen ihtarda dört aylık süre dolmadan işleme alınmıştır. Yerel mahkeme bu dört aylık süreyi gözetmeden boşanma kararı vermiş ve davanın ihtar çekilen eş tarafından Yargıtay’a taşınmasıyla bozma kararı verilmiştir.
Kanımca Yargıtay’ın bu kararı doğrudur çünkü dört aylık terk süresi dolmadan çekilen ihtarı dikkate alıp boşanma kararı veren yerel mahkeme kararını bende anlam vermiş değilim. Bu tür kararlarda yerel mahkemeler bu dört aylık süreyi dikkate alıp evin terk edilme tarihi çekilen ihtarın zamanı ve ihtardan sonraki zamanı göz önüne alarak karar vermesi gerekmektedir.

D. İhtarın İçeriği

Mirasçılık Belgesi Verilmesi ve Terk Eden Eşin Ortak Konuta Davet Edilmesi İşlemlerinin Noterler Tarafından Yapılasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik m. 8’de ise noterlerce yapılacak ihtarın şekli düzenlenmiştir.

Maddeye göre terk eden eşe gönderilen ihtar;

a) İhtar gönderen eşin ad, soyad ve adresini,

b) İhtar gönderilen eşin ad, soyad ve adresini,

c) Davet edilen ortak konutun adresini,

ç) Davet edilen eş ve yanında çocukları varsa bunların ortak konuta dönmesi için gereken giderler ile konuta kabul edilmemesi halinde dönüş için yol ve konaklama giderlerini karşılayacak yeterli paranın konutta teslim şeklinde gönderilmesi durumunda buna ilişkin açıklamayı,
d) Davet edilen konuta ait anahtarın bulunduğu yeri,
e) İki ay içinde dönmesi gerektiğini, dönmemesi halinde hakkında Türk Medenî Kanununun 164 üncü maddesine göre boşanma davasının açılabileceğini,
kapsar. Bu hususların eksik olmaması önemlidir. Herhangi bir eksiklik halinde ihtar geçersiz sayılır ve bu ihtarın karşı eşe tebliğ edilmesi de aynı şekilde önem arz etmektedir. Tebliğ hususu yaşanan ptt yoğunluğundan dolayı bazı şehirlerde değişkenlik göstermektedir.İstanbul gibi büyük şehirlerde bu tarz sorun yoktur ancak Çanakkale gibi küçük iller ve ilçelerinde biraz zaman almaktadır.

Ayrıca, aynı maddenin 2’nci fıkrasında;
(2) Ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmeyi engelleyen eşe de ihtar gönderilir hususu yer almaktadır.
Gördüğümüz üzere yönetmelik sadece evi terk eden değil evden zorla terke zorlayan ve dönmeyi engelleyen eşe yönelikte ihtarın önünü açmıştır. Sonuç olarak boşanma davasını her zaman evde terk edilen değil zorunlu sebeplerin hasıl olmasıyla evi terk edip dönemeyen ve zorla terk edilen eşte ihtar çekip boşanma davası açabilmektedir.

T.C. YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ E. 2003/4676 K. 2003/7547 T. 26.5.2003 kararında; davet edilen evin adresi kapı numarasıyla birlikte açıkça gösterilmediği gibi, davacının davet ettiği evin bulunduğu yerde tarafların daha önce birlikte hiç oturmadığı, davacının başka bir vilayette çalıştığı ve çalışılan yere de davet edilmediğinden, çalıştığı başka yeri gelen zabıta raporlarından anlaşılmasına rağmen yerel mahkeme boşanma kararı vermiştir. Bunun üzerine temyiz edilen bu karar yine Yargıtay tarafından bozulmuştur.
Kanımca Yargıtay bu kararı verirken yine isabetli olacak bir kara vermiştir. Çünkü ihtar gönderilirken içeriğinde bulunacak hususlar tam anlamıyla ilgili maddede bent bent yer almaktadır. Bu eksiklikleri bile bile boşanma kararı veren yerel mahkeme kararının temyiz sonucu bozulması son derece doğrudur. Daha önceden yaşanılmayan bir yer olması kapı numarasını tam olarak belirtmemesi ve son olarak çalıştığı yer olan son çalışma bölgesine yönelik bir davette de bulunmaması sonucu verilen karar doğrudur. Buradan anlaşılıyor ki; yapılan ihtarın tamamen göstermelik amaçlı yapıldığı, yapılış ve uygulanış açısından içeriğinin uygunluğa yönelik gözetilmemesi temyizde bozulma kararının verilmesine neden olmuştur.

E. İhtarın Sonuçları

Terk eden eşe gönderilen ihtarın en önemli sonucu, terk edilen eşe boşanma davası açabilme imkanının verilmesidir. Bu evrede boşanma davasının açılabilmesinin temel şartı ise, ihtardan itibaren iki aylık sürenin geçmiş olması ve terk eden eşin haksız olarak ortak konuta dönmemesi gerekliliğidir. Bildiğimiz üzere terkin gerçekleşmesinden dört ay sonra çekilen ihtar bu sefer iki aylık süreyi kapamaktadır. İki aylık sürede terk eden eş haksız bir şekilde ortak konuta dönmediğinde terk edilen eş tarafından boşanma davası açılarak bu gerçekle yüzleşecektir. Sadece terk eden bu hususla yüzleşmeyecektir. Önceki maddelerde belirttiğimiz üzere ve ilgili kanun ve yönetmelik gereği eşini terk zorlayan ve dönmesine engel olan eş de terk etme hükümlerine maruz kalarak bu dava ile yüzleşebilir. İhtar çekildikten sonra tebliği sağlanmışsa dava için iki aylık süre beklenir. Gördüğümüz bazı yanlış yerel mahkeme kararlarında bu süreler ve ihtara yönelik içerikler önem arz ettiğinden Yargıtay tarafından bozulup geri gönderilmektedir.

SONUÇ
Boşanma kavramı; MK. 161-184 arası yer verilmiş olup eşlerin bu kararı gerek anlaşmalı gerek çekişmeli olarak alıp, hakimin yani mahkemenin bu hususu değerlendirip, yine Medeni Kanun gereği kurulan ortak hayatın artık devam ettirilmesine imkan olmaması sonucu birlikteliğin son bulmasıdır. Bu davalar eşlerden birinin yerleşim yerindeki mahkeme ya da eşlerin son altı aydan beridir yaşadıkları yer mahkemesidir. Bu yerde aile mahkemesi yok ise, Aile Mahkemesi adına ilgili yerde bulunan Asliye Hukuk Mahkemesi davaya bakmaya yetkilidir.
Kanun kapsamında çeşitli boşanma unsurları mevcuttur. Biz bu kavramlardan Terk hususu ile ilgilendik ve terke ilişkin olarak, terk ile ilgili süreler, içerikler, nasıl yapılacağı, şekli ve sonucuyla ilgili hususlardan bahsettik. İlk dört aylık terk süresi ve mahkeme veya noter tarafından yapılan terk ihtarının tebliğinden sonraki iki aylık sürenin geçmesiyle boşanma davasının açılabilmesinin mümkün olduğunu gördük. Bu boşanma davası sadece terk edilen değil terke zorlanan ve eve dönüşü kabul edilmeyen eş tarafından açılacağını da gördük. Boşanma davasının ne türü olursa olsun her türlü hukuki desteğin uzman bir ekip tarafından verilmesi gerekmektedir. Özellikle Çanakkale ve Lapseki boşanma avukatı Hasan Gönüldaş konu ile ilgili olarak bu sıkıntılı süreçte hukuki desteğe her zaman hazırdır.
Kanımızca; terk sebebiyle boşanma konusunda gözlemlerim sonucu özetim şudur;

Her ihtar gönderen haklı değil ihtar göndermeyen de haksız değil. Ancak İhtar gönderme terk sebebiyle boşanmanın maddi şartı haline gelmiş ve terk etmeyen için kanunun kendisine tanıdığı bir nevi güvence olmuştur. Bu terk ihtarının tebliği sağlandıktan sonra ihtarda bulunan eş boşanma davası açabilmektedir. Bu sebeple terk haklı bir nedene dayanmıyorsa terk edilenin ilgili yönetmelik ve kanun gereği dava öncesi başvurması gereken bir husustur.

Sonuç olarak; İlgili kanun ve yönetmelik gereği, mahkeme ya da noter aracılığı ile çekilen ihtara sadece ortak yaşamı terk eden değil, ortak yaşama dönmeyi engelleyen, terke zorlayan eş de terk hususunda boşanma davası ile yüzleşebilir. Evi terk edenin bu durumlarda haklılığı ispatlanmış ise evi terk etmeyen eş de terk etmiş olacaktır. Terk hususu ilgili mahkeme tarafından tek taraflı değerlendirilecek bir husus olmayıp terk eden, terk edilen, terk etmeye zorlayan ve terk edilmeye zorlanan açısından detaylı bir değerlendirme sonucu açılacak boşanma davasında karara net olarak etki edecek bir husustur. Çekilmiş olan ihtarın içeriği ve zamanlama hususları da unutulmamalıdır.

Avukat HASAN GÖNÜLDAŞ